29 Ocak 2013 Salı

Kerem'in Doğum Günü:Gemici Konsept :)

Ablamın nişanı, düğünü derkeen organizasyon-süsleme işlerine acayip merak sarmış durumdayım.:) Zaten okuldaki sunumlar sayesinde materyal hazırlama, kesme biçme işlerine elim çok yatkın hale geldi.:) Hatta bu ara materyal hazırlama işine o kadar takmış durumdayım ki "Şunu şöyle yaparım, bunu bi gün bi yerde kullanırım." diye diye ablamdan kalma dolabı materyal dolabı haline getirdim. Bi görseniz içinde ayrı bi dünya oluştu. :)

Hazır okulda kapanmışken, ne zamandır denemek istediğim şeyleri deneyeyim Kerem'e güzel bi doğum günü hazırlayayım dedim ve koyuldum işe. Başta doğum gününün hangi konseptten oluşacağına karar vermem gerekiyordu. Kerem'in sevdiği şeyleri düşündüm, nette araştırmalar yaptım ve en sonunda gemici konseptine karar verdim. Zaten Kerem'in odası da gemici konseptine göre dekore edildiği için benim için çok güzel bir ilham kaynağı oldu. Daha sonra nette araştırmalar yaptım neler yapabilirim diye biraz da kendi yaratıcılığımı ortaya koyarak güzel işler ortaya koydum. Benim çok içime sindi, umarım siz de beğenirsiniz. :)

Veee işte fotoğraflar :)




     
 Gemici Dümeni 
Kapı Süsü :)




            Rüzgar Gülleri :) 



      
          Happy Birthday! :)





Gelen misafirlere hazırlanmış teşekkür yazısı :)

Ben Kerem Çelik. Doğum günüme geldiğiniz için teşekkür ederim. Seneye yine bekleriz. :)


     
         
     Süslerimizin yerleşmeden önceki halleri :)




               "Teyze E" :)








 Gemici konsepte 
uygun dekorasyon :)









Gemici gemici :)







     Happy Birthday
                  &
    Ponpon çiçekler :)







     Gemici peçetelerimiz :)


                                                                              





    

Süslerimize genel bi bakış:)                                                          






Gecenin en güzel karesi :) 

Kerem Bey ve E teyzesi :)




 Veee son olarak en sevdiklerim :) Sizi çok seviyorum, iyi ki varsınız. :)





Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler, bir sonraki organizasyonda buluşmak üzere:)

21 Aralık 2012 Cuma

EsT'in 21'i* :)

Sen seçmeden senin olan ve hiçbir zaman değiştiremeyeceğin şeyler vardır hayatında. 21'de benim için bunlardan biri. Uğurlu rakam olmasından falan ziyade, 21'in benim hayatımda çok şey ifade ettiğine inanıyorum.

Bir insanın doğduğu günün onun için önem taşıdığına inananlardanım ben. Benim 21 hikayemde bununla başladı zaten. Öncelikle temmuzun 21'inde dünyaya gözlerimi açmışım. Arkasından sürekli karşıma çıktı 21. Önemli tarihleri topladığımda karşıma 21 çıktı ya da hayatımdaki önemli olaylar, verdiğim önemli kararlar 21'e denk gelmeye başladı.

Daha sonra araştırdığımda karşıma çok fazla şey çıktı bunula ilgili. Mesela 21'in sihirli bir rakam olduğu kişisel gelişim alanında da açıklanmıştır. Bir davranışı alışkanlık haline getirmenin yolu onu 21 gün boyunca gerçekleştirmekten geçiyor. Yani bir şeyi 40 kere söylersen olur'un bir diğer versiyonu gibi bir şey. :) Ayrıca yeni öğrendiğim bir bilgiye göre rüyada 21 görmek; hayatındaki bir dönüm noktasına ya da yeniliklere işaret imiş. :)) 

Öyle böyle derkeeen 21 benim hayatımın anlamı olup çıktı. Kısacası 21 benim umudum, hayallerim, başlangıçlarım.. :) Çoğu insan bununla dalga geçti, saçma buldu ama tüm bunların tesadüf olmadığını biliyorum. Ve 21'in bana daha nice güzellikler getireceğine inanıyorum :)

Not: Ne zamandır yazmayı planladığım, fakat bir türlü fırsat bulamadığım bir yazı bu.21 Aralık geyiklerine denk gelmesi de tam anlamıyla bir tesadüf oldu. Yoksa Mayalarla falan herhangi bir bağım yok :))

21* :) 

 

25 Eylül 2012 Salı

Bitişler & Başlangıçlar: Eylül.

Eylül hep farklıdır diğer aylardan. İçinde hem sevinci hem hüznü aynı anda barındıran 11 ayın melankolisidir. Yazın sonu, sonbaharın başlangıcıdır. Ne olacağını heyecanla beklediğin yarım kalmış dizilerin dönüş tarihidir. Okulların açılmasıyla beraber sevdiğin arkadaşlarının yolunu gözlemektir. Kavuşmaktır. Kavuşurken özlemek, özlerken sabretmektir. Hazan mevsiminde başlayan hüzünlü aşkların ayıdır. Eylülde başlayan aşklar yarım kalmaya mahkumdur, hem de eylüle yakışan hüzünlü bir sonla. "Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık." diyor şair. Bi bakıma ayrılıktır eylül. Mazinin kalbindeki derin yarasıdır. Tüm bu hüznüne rağmen, yaprak çıtırtıları ve toprak kokusuyla insana her şeyi unuttururan bir mucizedir adeta.

Eylülde sevdim, eylülde sevildiğimi sandım. Eylülde kavuşup, eylülde ayrıldım sevdiklerimden. Mesela eylülde başladı Ankara maceram. Eylüle isyanla başlayıp, eylüle duyulan sevgiyle devam eden bi yazı bu. Kiminin dünün hasretinde, kiminin yarınların derdinde olması gibi.

15 Eylül 2012 Cumartesi

Hoşgeldin Enişte! (:

Ablanın evlenmesini kabullenmekte zorlanan bir kardeş daima onu caydırmaya çalışır, vazgeçirmek için sürekli evliliğin kötü yönlerini ortaya atar. "Yaaa evlenip napıcaksın? Yemek, bulaşık, çamaşır, temizlik.. Tek başına uğraşılmaz onlarla, gel evde biz beraber hallederiz." Hatta "Koskoca odada tek başıma kaldım yaaa resmen, hiç mi vicdanın sızlamıyo bee?!" diye duygu sömürüleri yapar. Son umudunu nikah masasına saklar, "Evet demez yaaa." diyerek kendini rahatlatmaya çalışır. Ta ki o kalabalığın içinde evet sesi kulaklarında yankılana dek. O an "Durun, siz evlenemezsiniz. Çünkü siz kardeşsiniz!" diye Türk filmlerinden kalma saçma bi replik ortaya atacak kadar kötü hale gelirsiniz.

Bir kardeş için hayattaki en güzel ve en zor anlardan biridir o an. Bi yandan onun bu güzel gününde mutluluğuna ortak olurken, bir yandan da onun gidişini kabullenmeye çalışırsın.Yıllardır aynı odayı, duyguları, anıları paylaşıp her şeyi birlikte yapmaya alıştıysanız, o evlenip gidince sanki çocukluğunuzdan bi parçayı kaybetmiş gibi hissedersiniz. Sahip olduğunuz ilk arkadaşınız, dostunuzdan ayrılırsınız. Evden gidişiyle beraber her şeyin yarım kaldığını görürsünüz. Elinizi attığınız her şeyde eksikliklerle karşı karşıya kalırsınız. En basitinden artık ranzanızın üst katında geceleri uykusunda konuşan biri yoktur. Veya kışın ortasında sabahları uyanmadığınızda sizi uyandırmak için camı açık bırakıp giden biri olmayacaktır mesela.

Sevgilinizden ayrılmış gibi, dinlediğiniz her şarkıda onu anlatan sözler bulursunuz. "Bu ev sensiz yaşanmıyor, odalarına girilmiyor. Şunu bilesin ki olmuyor, uyunmuyor, gülünmüyor, bir şey ifade etmiyor ahh.." ya da "İnan bu ev alışamadı hiç bir zaman sensizliğe. Şimdi sensizlik dolaşıyor çıkıp gittiğin bu evde. Yanlızlığa elbet alışır bedenim, sensizlik benim canımı acıtan.." gibi şarkı sözleriyle pönküre pönküre ağlarsınız. Ve özlersiniz.. En çok da geceleri uykusunda konuşmasını.. Geceleri konuştuğunda sesini kaydetmeye çalıştığınız, bunu fark edince uykusundan uyanıp sizi azarladığı ama sabah kalktığında hiçbi şey hatırlamadığı o günleri özlersiniz.. 

Duygusal haller bi yana, bu işin güzel tarafı da var tabi. Bu güzel aşk hikayesinin mutluluğa ermesi gibi. Artık sofrada tabaklar ya bir azalacak ya da iki artacak. Azalmasından değil de artmasından yanayım ben. O yüzden güle güle ablacım yerine, aramıza hoşgeldin enişte diyorum! :))

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Güze doğru yaklaşırken..


Çok insanın bilmediği, her yerde çalmaması gereken özel şarkılar vardır. "Kurşuni renkler" de onlardan biri. Her dinlediğimde canımdan bir parçayı koparıp almışlar gibi hissediyorum. Sezen’de öyle hissediyor olmalı ki çok sevdiği Onno Tunç’u kaybettikten sonra uzun bir süre söyleyememiş bu şarkıyı.. Çaresizliğin, kabullenemeyişin şarkısı sanki..

En mutlu olduğumu sandığım anılarımdan vazgeçtiğim zaman da dinlemiştim bu şarkıyı. Yazılan onca güzel söz, saklanan her hatıra, fotoğraflardaki mutlu gülen iki yüz küllerin arasında kaybolurken de arka fonda çalıyordu. “Yok olamaz dur, dur gidemezsin..” diyordu Göksel, ama çoktan yitip gitmişti her şey.

Güz yaklaştığından mıdır nedir, bilmiyorum ama bu ara tek dinlediğim şarkı bu. Belki benim de kabullenemediğim şeyler vardır hayatımda.

“Yok olmaz erken daha.Biraz geç kalın ne olur, hiç hazır değilim henüz.. Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha, tanıdık değil bana güz.. ”

Sezen'den mi Göksel'den mi dinlenmeli sorusuna bir türlü karar veremediğim için ikisini de ekliyorum buraya. Karar size ait. Ama mutlaka keşfedin bu şarkıyı ve o kurşuni renklere ulaşmadan daha da sımsıkı sarılın sevdiklerinize..


12 Ağustos 2012 Pazar

Behzat Ç.



"Şimdi sadece geceleri yapayalnız ve yalınayak anlayabildiğim şeyler var.
 Şimdi benim de yalanlara inanmaya ihtiyacım var bütün çaresiz insanlar gibi, dağılan bir okul gibi..
 Acılarımız da birbirine benziyor artık birbirine benzeyen parmaklar gibi, ama her birinin eşsiz bir izi var.
 Bazen gözlerim doluyor karanlıkta ama fısır fısır konuşmaya başlıyorsun kulağımın dibinde hiç susmuyorsun. Ağlamama asla müsade etmiyorsun. Her şey affedildi diyorsun. Hiç ayrılmayacağız diyorsun. 
Keşke hep yanımda olsaydın diyorum öyle konuştuğunu duyunca. 
Bu kış çok kar yağar belki beraber kayboluruz diyorsun sen bana, ama kar taneleri birbirine benzemez ki.." 

-Emrah SERBES- 

Bugün günlerden pazar. Pazar günleri önemlidir Behzat Ç. seven biri için. Mesela bizim evde pazar günleri ayrı bir telaş vardır. Pazar gününe misafir ayarlanmaz, gelen misafire Behzat Ç. başlayamadan yarım saat öncesine kadar tüm hizmetler yapılır ve yarım saat içinde gitmesi beklenir. :P Şaka şaka, misafirperver bi ailem olduğu için bu mümkün değil. Ama benim çeşitli hainlikler yaptığım doğrudur:)) Bizim bir Behzat Ç. ekibimiz vardır ve bu ekip tüm işlerini Behzat başlayana kadar halleder, sofralar kurulur ve heyecanla izlenmeye başlanır. Bir bölüm daha sona erdiğinde bölüm ile ilgili kritikler yapılır, bir sonraki pazar gecesine kadar sürekli Behzat hakkında konuşulur:) Behzat Ç. şuan tatilde, ama biz geceleri eski bölümlerini izleyip izleyip duruyoruz. Her pazar eksikliğini daha da çok hissedip, daha da çok özlüyoruz.. Sanki çok sevdiğim bi insan uzağımda kalmış gibi özlüyorum seni Behzat Ç. :) 

Bu arada bu da yeni jenerik imiş. Gayet başarılı olmuş, ellerinize sağlık :)



8 Ağustos 2012 Çarşamba

-Uzak Yakınlık-

Soruyordun,
İlkyaz işte.
Uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz
Tenhalık böyle.

Dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde?
Beklesem hemen gelecek olduğun.
Tam öyle olduğun.
Oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda.
Kırık dökük de olsa yanımda.
Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda.
O deniz ki aramızda hiç kımıldamadan,
Erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun.

Yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan.
İkimizdik, iki kişi değildik.
Bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine.
Birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin.
Yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum.
Sanki bir bakıma ayrılık böyle.

Karşılıklı otursak da ne zaman
Masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi.
Bir tırnak yeşilinden gerisin geriye.
Ayak bileklerimizden gerisin geriye.
Bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma.
Gereksiz ama yalnızlık böyle.

Bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu?
Çıkarsak toplamak yerine
Her hüzün başka türlü olurdu.
Ne yaparsan yap, saati kurma.
Öyle dağıldık ki hepimiz.
Her günün geçmesi bir gerçek oluyor.
Seninle her uzaklık gibi böyle..

Edip CANSEVER

İyi ki doğdun güzel insan, iyi ki..